22 Mart 2011 Salı

21 Mart 2011 Navruz (Nevruz) Bayramı


Nevruz

Konuya Azerbaycan Hükümet Başkanı Neriman Nerimanof’un Mustafa Kemal Paşa’ya Nevruz dolayısıyla çektiği 24 Mart 1921 tarihli telgraf ile başlamak istiyorum.

“Cenubi Kafkasya Komiseri, Azerbaycan serbest Harbiye Mektebi Talebeleri, iki bölüklü Süvari askerleri ve Topçuları, nişancı Türk Alayı askerleri, Türk Milletinin, büyük Nevruz Bayramını tebrik ediyor ve biz ümit ediyoruz ki Azerbaycan İnkılâp Ordusu kahraman Türk Ordusu ile beraber Garp emperyalizmi tazyikinde bulunan Şark milletlerini yakında kurtarırlar. Yaşasın Şark İnkılâp başları Mustafa Kemal!”

Nevruz Bayramı baharın gelişini, doğanın uyanışını temsil eden bayramdır.
Nev (yeni) ve ruz (gün) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen Nevruz kelimesi Farsça’da “Yeni Gün” adını taşıyan bahar bayramı, insan ruhunun tabiattaki uyanışıyla birlikte kullandığı bir bayramdır.
Kuzey yarımkürede başta Türkler olmak üzere birçok halk ve topluluk tarafından yılbaşı olarak kullanılır.
Gece ile gündüzün eşitlendiği 21 Mart’ta güneş göçmen kuşlar gibi kuzey yarımküreye yönelir. 21 Mart ile birlikte havalar ısınmaya, karlar erimeye, ağaçlar çiçeklenmeye, toprak yeşermeye, göçmen kuşlar yuvalarına dönmeye başlar. Bu nedenle, 21 Mart bütün varlıklar için uyanış, diriliş ve yaradılış günü olarak kabul edilerek Nevruz/Yenigün bayrım adıyla kutlanır.
Bir takvim değişikliğini de ifade eden bu kutlamalara baktığımızda Türk'ün kutladığı "bahar bayramı"nın da bir takvim değişikliğini yansıttığı görülüyor. Burada dikkati çeken husus "baharın başladığı zaman"dır. Türk, bu takvim değişikliğini "toprağın uyandığı gün" ile özdeşleştirmiştir.
Türklerde bir tabiat, varoluş, diriliş bayramı niteliğinde olan Nevruz'un ruhî atmosferini ve eskiliğini anlayabilmek için kültürümüzün yıpranmış, tozlu ve pek okunmayan eski sayfalarına bir göz atmamız gerekiyor. Bu coşkuyu Türk kamları dualarında, niyazlarında şöyle ifade ediyorlar:
"... Yüce Göktanrı'nın ilk defa gürlediği, yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen (Türk'ün Atası) yaradıldın!"
Bu sözler Türk'ün yaratılış felsefesinin, inancının, hayat tarzının ifadesidir
Nevruz Bayramı, Türklerin en eski adetlerindendir. Her yıl Mart ayının 20-21-22 günleri kutlanır. Nevruz, tarımla ve hayvancılıkla uğraşan çiftçi kesimin önem verdiği güven ve ümitler beslendiği bir bayramdır. Doğadaki canlanmanın ilk müjdecisi, o yılın bereketli ve uğurlu geçmesi için üretim yılının ilk günü anlamında birlik ve beraberlik duygusuyla coşkulu olarak kutlanır.
Orta Asya’dan Balkanlardaki uluslara kadar çok geniş bir bölgede yerel renk ve inançlarla kutlanan Nevruz, her ulusun kendi kültür değerleriyle özdeşleştirip sembolleştiği, özü itibariyle baharın gelişinin kutlandığı coşkuyla karşılandığı Avrasya’nın Ortak Bayram gündür.
Yaşadığı geniş coğrafyada doğa ve çevrenin uyanışının kutlandığı Nevruz Bayramı’nın Anadolu’da ve Türk kültürünün yapıldığı bölgelerde de son derece köklü ve zengin bir geçmişi vardır.
Orta Asya’da yaşayan Türkler, Anadolu Türkleri ve İranlıların yılbaşı olarak kabul ettikleri güne Nevruz adı verilir ki, Yenigün anlamına gelir. Gece ve gündüzün eşit olduğu Miladi 22 Mart, Rumi 9 Mart gününe rastlanmaktadır.

Navruz (Nevruz) Bayramı Törenleri Nasıl Yapılıyor(du)
Bazı kaynaklara göre Nevruz Bayramı beş bin yıl öncesine dayanan bir gelenektir. Bu gelenek zaman içerisinde farklı gelişmelerle birleştirilerek yeni bir şekil verilmiştir. Balkanlardan Orta Asya içlerine kadar olan geniş coğrafyada oldukça farklı isimler altında kutlanan “Nevruz”, özellikle bağımsızlığın, özgürlüğün kutlandığı gün olarak kabul görür. Bu yüzden Balkanlar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bu gün diğer bölgelere göre daha coşkulu kutlanır. Zaferin kazanıldığı gün kabul edilirken bir başka bölgelerde de bir dağı eriterek karşıya geçmenin zafer olduğu düşüncesiyle “Nevruz” coşku ile karşılanır ve kutlamalar yapılır. Nevruz; halkların kurtuluş günü olduğu gibi, doğanın canlandığı, bereket ve bolluğun başlangıcıdır. Bugünden itibaren doğa uyanır toprak ana tüm cömertliğiyle doğurganlığını, üretkenliğini tüm insanlık âlemi ile birlikte canlılara sunar. Kışın soğuğundan, sıkıntısından kurtularak toprağını işleyerek üretime başladığı bir gün olarak da son derece önemlidir.
Nevruz, Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kullanan bahar bayrımıdır. Bütün bayramların dini ve milli bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiatın insanlara tesir eden bir olayından doğduğuna inanılır.
Nevruz geleneği ne Sünnilikle, ne Alevilikle, ne Bektaşilikle doğrudan doğuş bağlantısı olmayan, İslâmiyet’ten çok öncelere giden bir gelenektir. Yani bir dinin veya mezhebin bayramı değildir. Bu yüzden de herhangi bir şekilde bir mezhep adına, bir din adana, bir etnik menşe adına bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi bir ayrılık unsuru olarak takdim edilmeye çalışılması yanlıştır. Tarihin ve kültürün bütün gerçeklerine aykırıdır.
Nevruz; Türk insanını birbirine kenetleyen, bağlayan, Ergenekon’dan demir dağları eriterek dirilen atalarının ruhlarıyla yanan bir ateştir. Bu ateş, hiç sönmeden binlerce yıl yandı ve gelecekte de kıvılcımlardan binlerce gönlü tutuşturularak “ortak kültür Ocağı”nda binlerce ruhu ısıtacaktır. Avrasya’nın, Türk âleminin Nevruz toyu kutlu olsun.

Nevruz, çeşitli kültür çevrelerinde, farklı gruplarda farklı bir muhtevaya ve anlama sahip olmuştur. Kültürler arasındaki iletişim sonucunda çeşitli kültürlere girmiş ve benimsenmiştir. Eldeki tarihi kaynaklardan hareketle en eski Türk adetlerinden, bayramlarından biri olduğu kesinleşmiştir. Yeni yılın başlangıcı, yenilik, coşku, canlanma gibi nitelikler hiç değişmeden günümüze kadar yaşadığı uçsuz bucaksız coğrafyalarda görülmektedir.

Nevruz geleneği, uygulamada bazı farklılıklar olmakla birlikte, Orta Asya Türk Toplulukları, İran, Anadolu ve Balkanlarda, aynı tarihler arasında her toplumca kendine özgü bir nedene dayandırılarak kutlanan bir geleneksel bir bayram niteliği kazanmıştır.
İranda günümüzde de kutlanmakta olan Nevruz, efsanevi bir niteliğe sahiptir. Bu efsanelerde ateşi bulduğuna inanılan Cemşid, ağırlık taşımaktır. İran’da Tanrı’nın, Âdem’i Nevruz günü yarattığı ve yıldızların o gün, burçlarına ayrıldığına inanılmaktadır.
§         İran’da Nevruz Bayramı 13 gün sürer.
§         Azerbaycan, 21 Mart Nevruz Bayramı (Resmi Tatil)
§         Kazakistan, 21 Mart Nevruz Bayramı (Resmi Tatil)
§         Kırgızistan, 21 Mart Nevruz Bayramı (Resmi Tatil)
§         Özbekistan, 21 Mart Nevruz Bayramı (Resmi Tatil)
§         Türkmenistan, 21 Mart Nevruz Bayramı (Resmi Tatil)
§         Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 21 Mart Nevruz Bayramı
§         Türkiye, 21 Mart Nevruz Bayramı

Çin kaynaklarında Kutadgu Bilig’e, Kaşgarlı Mahmud’dan Bîrûnî’ye, Nizâmü’ı Mülk’ün Siyasetname’sinden Melikşah’ın takvimine kadar, Akkoyunlu Uzun Hasan Bey’in kanunlarına kadar gelen bir çizgide Nevruz ile ilgili kayıtlar eldedir. Diğer taraftan Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed, Safevi Türkmen Devletinin kurucu Şah İsmail (Hataî), Osmanlılarda Sultan I. Ahmed ve Sultan Dördüncü Murad gibi hükümdarların, Mustafa Kemal Atatürk’ün; din adamlarımızdan Kazasker Bâki Efendi ve Şeyhülislam Yahya Efendilerin, şairlerimizden Kuloğlu, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz abdal, Şükrü Baba, Hüsnü Baba, Fuzulî, Nev’î Efendi, Nef’î, Nedim, Hüseyin Suad ve Namık Kemal gibi şairlerimizin Fatih devri vezirlerinden Ahmed Paşa’nın; büyük Azeri şairi Şehriyar’ın ve büyük Türkmen şairi Muhdumkulu’nun uzun bir tarih boyunca Nevruz bayramının gelişini “Nevruziye” veya “bahariye” denilen şiirlerle kutladıklarını da biliyoruz.
Kazakistan
Kazaklar, Nevruz törenlerinde Mevlid okuturlar. Evler baştanbaşa temizlenir, herkes en iyi elbiselerini giyer. Nevruz törenleri sırasında ev duvarlarına veya çeşitli eşyalar üzerine kil kaplar atılarak parçalanır. Ateş üzerinden atlanır. Ateşten atlamaların, eski yılın kötülüklerinden ve hastalıklarından sıyrılmak, yeni yıla sağlıklı bir şekilde girmek için yapıldığı tespit edilmiştir. Kazaklar, Nevruz’da yaptıkları yemeğe “Nevruz-köcü” adını verir. Nevruz çorbası veya lapa adı verilen başka bir yemek de yaparak komşularına dağıtırlar.
Kırgıztan
Kırgızlar, yeni yılın ilk gününe, Nooruz adını vermekte ve bugün “Nooruz Köcü” denilen özel bir yemek yemektedirler. “Köcü”, darı yarması yahut bulgur konulmak suretiyle yapılan bir nevi tirittir. “Aruz köcü” denilen “kavut” da bu günün özel yemeklerindedir. Kırgız yılı, gece ile gündüzün bir olduğu günde yapılan Nevruz Festivali ile başlamaktadır. Yılbaşı bayramı 21 Mart’tır.
Özbekistan
Özbekistan’ın Semerkand, Buhara, Adican taraflarında Nevruz törenleri, Nevruz günü başlamakta ve bir hafta devam etmektedir Halk, bu Nevruz eğlencelerine “Seyil Eğlenceleri” adını vermektedir. Seyil yerleri dönme dolapları, çalgıcılar, beççeler, seyyar satıcılarla dolar.
Nevruzun birinci günü, halk çadır çadır gezerek birbirlerinin bayramını kutlar. Bu ziyaretler sırasında ikram edilen yemek “aş” adı verilen pilavdır. Ayrıca çay ve çeşitli meyveler de sunulur. Köpkari, güreş, at yarışları ve horoz dövüşleri gibi spor gösterileri düzenlenir. Nevruz kutlamalarından esinlenmiş tiyatro eserleri sahnelenir.
Türkmenistan
Türkmenler, yeni yılın ilk gününe Novruz adını verirler. Novruz’dan beş altı gün önce, her Türkmen ailesi temizlik yapmaya başlar. Novruz için Türkmen çöreği, Türkmen getiri, külce, yağlı börek, şekşeke, koko, bovursak, Türkmen polosu hazırlanır. Ne kadar çok yiyecek hazırlanırsa, yeni yılın o denli iyi geçeceğine inanılır. Semeni, Novruz’un özel yiyeceğidir. Birkaç aile birleşip büyük bir zamanda buğday özüne, un, su ve şeker ekleyerek hazırlarlar. Bir gün önceden pişirilmeye başlanan semeni, 21 Mart sabahı hazır olur.
Azerbaycan
Azerbaycan’da Nevruz, üç gün sürmektedir. Her yıl Mart ayının 21-23’üncü günleri, büyük törenle kutlanır. Nevruz’dan sonraki en önemli gün, “ahir çerşenbe/son”dır. Bu güne “ılin ahir tek tek” günü de denir. Bayram ayı içindeki dört haftanın Çarşamba günleri de önemlidir. Buna “üskü” denilmektedir. “Ahir çerbe”den önceki Salı günü mezarlığa giden erkekler, Fatiha okuyup dönerler. Kadınlar ise mezarlığa, hazırladıkları helva, pilav ve daha başka yiyecekler ile gitmektedir. Kur’an-ı Kerim okunur, Fatihaların ardından yemekler fakirlere dağıtıp, 1-2 saat sonra mezarlıktan ayrılınır. Kabir-üstü uygulaması da sona erer.
Azerbaycan’da salıyı çarşambaya bağlayan gece “ahir-çerşenbe” denir. “Ahir çerşenbe”de yapılması gerekli işlerin başında evin, eşyanın, kap kacağın yıkanması ve temizlenmesi işi gelmektedir. Pülenberi adı verilen üzerliğin yakılması âdetinin yanı sıra, en az yedi yemişten oluşan “yeddi-levin” gecesi yapılmaktadır. “Gapı Pusma” âdeti gençlerin niyet tutarak komşu kapılarını dinlemeleri ile ilgilidir. İlk duyulan söz, yeni yılın lehine veya aleyhine yorumlanmasına neden olur.
“Ahir çerşenbe”nin diğer bir âdeti de, “suya yüzük atma” oyunudur. Odanın ortasına su dolu leğen getirilir, leğenin etrafını saran kızlar yüzüklerini leğenin içine atarlar. Üstü bezle örtülü leğenden, kızlardan biri bayatı söyleyerek leğenin içinden yüzük çıkarır, çekilen yüzük kime aitse, bayatı da onun olur.
Su-başı âdetleri Ertesi gün, gün doğmadan su kaynağına gidilir, el yüz yıkanır. Kızlar iki ellerinin başparmaklarını ip ile bağlayarak, suyun üzerinden atlarlar. Daha sonra parmaklarındaki ipi keserek suya atlar. Böylece kısmetlerinin açılacağına inanırlar.
Subaşına gidenler, kaynağın gözünden yedi küçük taş alarak, su kabının dibine koyarlar. Bu taşlar, bir dahaki âhir çerşenbeye kadar kabın dibinde kalır. Su dönüşü, üç böğürtlen dalı koparılarak eve getirilir. Bunlar da bir sonraki âhir çerşenbeye kadar takıldığı yerde kalır.
Nevruz’dan bir gün öncesine, “baca-baca” denir. Çeşitli renklere boyanmış, suda pişirilmiş yumurtalar, kapı kapı dolaşan çocuklara verilir. Çocuklar o gün gruplar halinde dolaşarak;
Nevruz, Nevruz bahara
Güller güller nahar
Bağçamızda gül olsun
Gül olsun, bülbül olsun
Şeklinde bayatılar, maniler söylerler. Çocuklar yeşil alanlarda boyalı yumurtalar ve âşıklarla oyun oynarlar.
“Baca-baca” gününün gecesi “bacadan şal atma” âdeti görülür. Akşamüzeri yine tongalar yakılır, üzerinden atlanır, gece olunca çocuklar uçlarına uzun ip bağlı heybeleri, hısım ve akrabalarının bacalarından sallandırırlar, gençler bellerine bağladıkları şalı bacadan sarkıtırlar. Ev sahibi şalı sarkıtan tahmini kişi için en uygun armağanı şala bağlar.
Yedi-levin gecesinin sabahında, bir ağaca kalın bir iple küflen (salıncak) asılır. Genç kızlar ve delikanlılar sıra ile sallanır. Bu oyuna Küfdibi, külfeli gibi adlar verilir. Külfelende sallanan kişi, mani okur, etrafındakiler ona cevap verir.
Bayram günü erkekler ve kadınlar, ayrı ayrı toplanarak bayramlaşırlar. O yıl ölenlerin, evleri ziyaret edilir. Bu gün yas tutulması günah sayılır. Evler dolaşılarak şeker, pirinç, yumurta vb. yiyecekler fakirlere dağıtılır. Hasta ve dost ziyaretleri önemlidir.
Nevruz; Karapamaklar’da Nevruz, kırım Türkleri’nde Navrez, Gündönümü; Batı Trakya Türkleri’nde Mevris, Makedonya ve Kosova Türkleri’nde Sultan-ı Navrız adlarıyla kullanılmaktadır.
Türkiye
Trakya’da
Edirnede; 22 Mart günü yapılan Nevruz kutlamalarında mesire yerlerine gidilir, eski hasırlar yakılarak üzerinde atlanır.
Kırklareli’nde; Nevruz, “Mart Dokuzu” adıyla kutlanır. Çeşitli yiyecekler hazırlanarak kırlara gidilir.
Tekirdağda; Nevruz soğukların sonu, baharın başlangıcı olarak kabul edilir ve “Nevruz Şenlikleri” adı adıyla kutlanır.
Ülkemizin diğer bölgelerinde,
Anadolu’da “Sultan-ı Nevruz”, “Nevruz Sultan”, “Mart Dokuzu” ve “Mart Bozumu” gibi adlarla bilinen Nevruz ve Kosova Türkleri’nde sultan-ı Navrız adlarıyla kutlanmaktadır.
Tahtacı Türkmenlerinde; Ağaç işleriyle uğraşmaları nedeniyle tahtacı olarak isimlendirilen Tahtacı Türkmenleri, Nevruz Bayramı eski Martın dokuzudur ve Sultan Nevruz olarak adlandırılmaktadır. Nevruz, Tahtacı Türkmenlerinin yaylaya çıkışında 22-23 Mart tarihlerinde kutlanmaktadır. Tahtacı, Türkmenlerinde Nevruz, ölülerin yedirilip gün olarak kabul edilir. Burada eski Türk inanç sisteminin atalar kültü kendini göstermektedir.
Yörükler arasında; Nevruz ile birlikte kışın bittiği ve bahar mevsiminin başladığı kabul edilir. Köy ve yaylalarda 22 Mart’ta şehirlerde ise Nevruz günü Pazar gününe rastlamazsa, bu tarihi takip eden Pazar günü kutlanır. Köy halkı, 22 Mart sabahı yaylalara doğru yola çıkarlar. Daha önceden “davar evleri”ne yerleşmiş olanlar, köyden gelen akraba ve komşularına ev sahipliği ederler. Köylerden gelen grupla yayladakiler karşılaştıklarında, bir el silah atarak “Nevruzunuz kutlu, dölünüz hayır ve bereketli olsun” şeklinde selamlaşırlar. Gelen misafirler çadırlara yerleşir, kendilerine ikramlarda bulunulur. Sürü sahipleri tarafından kesilen kurbanlar, hep birlikte yenilir. Sünni olan Yörüklerde, imamlar tarafından yapılan dualara halk da katılır ve şükredilir.
Gençler tarafından yapılan eğlenceler düzenlenir, yemekler yenir, şarkı ve türküler söylenir, oyun oynanır. Eğlenceler geç saatlere kadar devam eder.
Bazı bölgelerde, Nevruz’un Hz. Ali’nin doğum günü olduğuna dair inanışın yanı sıra Hz. Ali ile Hz. Fatima’nın evlenme günü olduğuna dair bir inanış da vardır.
Ayrıca, kışın sona ererek baharın geldiği, kışlaklardan yaylalara doğru göçlerin başlamasının zamanının geldiği kabul edilir. Nevruz sabahı mürşidin okuduğu duadan sonra, süt içilir. Nevruziye adı verilen nefesler ve Hz. Ali’nin Mevlidi okunur. Bugün şeker, şerbet ve çiçeklerle kutlanır.
İzmir Urlada; “Mart Dokuzu Şenlikleri” adıyla kutlanır. Tire’de; “Sultan Nevruz Bayramı” olarak bilinir.
Uşakta; Nevruz Kutlamaları oldukça yaygın olup, “yıl yenilendi” tabiri kullanılır.
Sivas’ta; Mart dokuzunda gök gürlerse, o yıl ürünün bol olacağına inanılır.
Şebinkarahisarda; 22 Mart sabahı akarsularda yıkanıldığı takdirde, kuvvet ve sağlık ayları temsil etme suretiyle o yıl içinde neler olacağı ilk oniki günden tespit olunurdu. O gün yedi çift, bir tek baş harfi S ile başlayan yiyeceklerden yemesi geleneklerdendir.
Gaziantep’te; 22 Mart gününe “Sultan Navrız” adı verilir. Halk arasındaki inanca göre 21 Mart’ı 22 Mart’a bağlayan gece Sultan Navrız, belli olmayan bir saatte gökte, ayaklarındaki halhalları gıcırdatarak, önünde gergefini işleyerek, batıdan doğuya göç eden güzel bir kızdır. Başka bir inanca göre ise, “kuş donuna” giren ve ayaklarındaki halhalı gıcırdatarak uçan, bir ermiştir. Nevruz gecesi Sultan Navruz’ın geçtiği saatte uyanık olanların bütün dileklerinin gerçekleşeceğine inanılır. Bu sebeple, evdeki bütün kap kacağa su doldurulur, sabaha kadar beklenir ve Nevruz gecesi, avluya bir tekne içerisinde ay ışığında su bırakılır ve sabaha kadar ibadet edilir. Yöresel inanca göre dilek kabul edilirse, teknedeki suyun altına dönüşeceğine inanılır. Ertesi sabah ise bütün halk kırlara, bostanlara gider, orada çiğ köfte, şareli pirinç aşı, yumurta, maş piyvazı yerler, çeşitli oyunlar oynarlar, eğlenirler.
Diyarbakırda; Nevruz günü halk, eğlence ve mesire yerlerine giderek Nevruz’u kutlarlar.
Tuncelide; erekler alınlarına kara sürerek su kaynaklarına giderler. Bu karaları orada temizleyerek dua ve niyazda bulunurlar. Bunun yanında, kötülük ve sıkıntılardan kurtulma dileği taşıyan farklı uygulamalara da rastlanmaktadır.
“Kara Çarşamba” geleneğine bağlı olarak, Baca çizmek ve taş dizmek olarak anılan uygulamada, bacaların kenarına ev halkını temsil eden taşlar dizilir. Sabaha kadar orada kalan taşların altı, sabah erkenden kontrol edilir taşların hangisini altından böcek çıkarsa, o taş için belirlenen kişinin, evin kaderi üzerinde etkili olacağına inanılır.
Hıristiyanlarda
Mevsimlerin değişikliğinden doğan özel günlerin, başka başka adlar altında birçok milletin sosyal hayatında yer aldığı da bilinmektedir. Mesela, Hıristiyan âleminin dini muhteva ile şekillendirerek ve Noel Baba sembolü ile karlar ülkesinden geyiklerin çektiği kızaklarla neşe ve ümitleri taşıdığı “Noel Bayramı” bunun farklı bir örneğini teşkil eder. Yapılan kutlamalarda yine bahara duyulan özlem “çam ağacı” motifi etrafında şekillendiriliyor.

Balkanlar’da Nevruz Bayramı
Konuyu Bulgaristan Türklerinden olan Prof. Dr. Hayriye S. Yenisoy’un Bulgaristan’da yayınlanan Kırcaali Haber Gazetesinde yayınlanan bir yazısıyla bitirmek istiyorum.
Gönderen: Azər Həsrət. Tarih: 21 Mar 2010
Prof. Dr. Hayriye S. Yenisoy
Türk dünyasında baharın gelişi, Nevruz adı altında en eski tarihlerden beri kutlanmaktadır. Bu nedenle Nevruz biz Türklerin tarihinin, edebiyatının, örfünün ve geleneklerinin önemli bir parçası olmuştur.
Nevruz adı, Balkan Türk toplulukları arasında değişik adlarla, değişik biçimlerle günümüze kadar gelmiştir. Balkan ülkelerini bir dolaştığımızda bu doğa bayramının adında şöyle renklilikler görüyoruz:
Bulgaristan’da “Mart Dokuzu”, “Yumurta Günü”, “Ateş Gicesi”, “Nevriz”, “Mevris” (Doğu Rodoplar)”; “Sultan Nevruz” (Ülkenin öteki bölgelerinde) gibi adlarla biliniyor Nevruz.
Batı Trakya’da (Yunanistan) ”Mevriz”,
Makedonya ve Kosova (eski Yugoslavya) Türkleri arasında: “Sultan-ı Navrız” olarak bilinir. Romanya’da: “Nawrez” adı verilmiştir bu güzel bayrama.
Sayılan bu türlü adların, türlü biçimlerin anlamı ise hep aynıdır: “yeni gün, yeni hayatın başlangıcı” demektir. Nevruz, kışı uğurlama, baharı karşılama bayramıdır.
Doğa yeni bir gün için hazırlıktadır: havaların ısınması, karların erimesi, bitkilerin yeşermesi bir başlangıcı ifade etmektedir. Su boylarında salkım söğütler tomurcuklarını patlatmışlardır. Karçiçekleri (kardelenler), sarıçiğdemler, menekşeler baharı müjdelemektedir. Kırlangıçlar gökyüzünün maviliklerinde görünmektedir.
İnançlara göre, Sultan Nevruz günü toprak uyanır; yılanlar, çıyanlar, karıncalar toprak üstüne çıkar; kelebekler ekinliklerde uçuşmaya başlar. Guguk (kuku) kuşunun da ötüşü Nevruzun geldiğinin bir belirtisidir. Ya leylek?-Evet, leylek de baharı getirenlerden değil midir? Leyleğe sormuşlar: “Ne zaman geleceksin?” O da:
Kasımdan gün sayısı
“Yüz yirmide gelemem, Yüz otuza kalamam” cevabını veriş, yani Nevruz günleri geleceğini bildirmiştir.
Leylekler semalarda ilk görününce küçük çocuklar hep bir ağızdan şu tekerlemeyi söylemeye başlarlar:
Leylek uçar havada
Yumurtası tavada
Geldi bizim hayata
Hayat yıkıldı
Burnu yere dikildi.
(Kriçim, Filibe)
Çocuk dilinde leyleğe Hacı Baba da denir. Uzaklarda, sıcak ülkelerde, Hacılıkta (Hac’da) kışı geçirdiği için leyleğe Hacı Baba der çocuklar ve semalarda ilk göründüğünde şu tekerlemeyi de hep bir ağızdan defalarca tekrarlarlar:
Hacı Baba lak lak
Ver bana kalpak
Kalpağın ucu yok
Sarı kızın saçı yok
(Kriçim, Filibe)
İnsanlar da doğa ile uyum içindedir. Yeni yıl için hazırlıkta olan doğa ile birlikte insanlar da hazırlık içindedirler: sabanlar, pulluklar, arabalar, boyunduruklar gözden geçirilir. Tarlaya çıkma hazırlıkları yapılır. Cemre de havaya, suya ve toprağa düşmüştür. Gün dönümüne göre hareket edilir, gün sayısına göre işler sıralanır (Yenisoy, 2001).
Gün sayısı:
Yüz-sabanı düz
Yüz on-tarlaya kon
Yüz on bir-tarlada kompir (patates)
Yüz yirmi-tarlayı diğirmi
(Filibe, Razgrat)
Tüm söylenenler açıkça gösteriyor ki her türlü hareket, her türlü iş ilkyaz gün dönümüne bağımlıdır ve gün dönümüne göre yapılıyor.
Nevruz Kutlamaları
Mart 21’de başlayan Sultan Nevruz bayramına bir dizi ön hazırlıklar yapılır ve bu hazırlıklarda, kutlamalarda Balkan Türklerinin yaşadığı bölgelere göre bazı farklılıklar görülür. Her Balkan ülkesine özgü hazırlık ve kutlama âdetlerini kısaca sıralayalım:
Bulgaristan’da Nevruz
Doğu Rodoplar’ın Kırcaali yöresinde Nevruz törenleri, geceyle gündüzün eşit olduğu gün (21 Martta) başlar ve birkaç gün sürerdi. Bayram öncesi evler, haremler (avlular) temizlenir, yumurtalar boyatılır, büyük ateşler için ormandan kuru çalı, kuru yaprak getirilerek ateşlerin yakılacağı yerde yığın yapılırdı. Bayram başlayınca da kadınlar o gün çamaşır yıkamaz, ellerine iğne almazlardı. Erkekler de iş yapmazlardı. Bayram günü boyalı yumurtalar tokuşturulur, yağda kızartılmış kulaçlar (kolaçlar) yenir, sağlıklı olmak için yakılan ateşlerin üstünden atlanır, hayvanlar da ateşten geçirilirdi (Yenisoy, 2001).
Osmanpazarı (Omurtag) kasabası ve bölgesinde Sultan Nevruz Kasımın 136’ncı günü kutlandığı biliniyor. O akşam gençler, iki kuru fındık çubuğunu sürterek ateş yakarlar ve yanan ateşin üzerinden atlarlardı. Bu ateşle de yeni ateşler yakılırdı. Bazı kimselerce evlerindeki ateşler söndürülerek bu ateşle yenilenirdi. Nevruzda tatlı yemek âdet olduğu söyleniyor. İnançlara göre, Nevruz günü tatlı yiyeni yıl boyunca yılan sokmadığına inanılıyor.
Deliorman’ın Razgrat şehrine bağlı Nasrettin (Bisertsi) köyünde ise eskiden Nevruz günü bazı kişilerin türlü hayvan kılığına kıyafetine girerek köyü dolaştıkları bilinmektedir.
Batı Trakya’da Nevruz
“Mevris” adıyla bilinen Nevruz, Batı Trakya Türklerince de kutlanan bir ilkyaz bayramıdır. Kutlamalar belirli bir gün başlar. Bu gün (bayram kutlaması) kırlangıçların gelme zamanında başlar. Menekşeler açınca ilkyazın geldiğine inanılır.
Genç kızlar önceki günden soğanlı karmaca, döndürme gibi yerel yemekler hazırlarlar. Yumurta haşlarlar. Kırmızı olsunlar diye bu yumurtaları soğan kabuklarıyla haşlarlar ve ertesi gün için çıkınlarını hazırlarlar.
Sabah olunca kızlar, oğlanlar ve çocuklar hep birlikte köyün en yeşillik en güzel yerine giderler. Orada türküler söyleyerek eğlenirler, oyunlar oynarlar. Öğle olunca evden getirdikleri yemeklerini yerler. Yumurta kabuklarıyla da dereden veya pınardan su içerler ve böylece yıl boyu boğazlarının ağrımayacağına inanırlar. Çimenler üzerinde yuvarlanırlar, yazın işlerken (çalışırken) belleri ağrımasın diye; küçük çocukları yuvarlarlar, çabuk büyüsünler diye. Menekşeler toplarlar ve evlerine dönerler. Eve dönerken pınar veya akarsuyun başında birbirlerini ıslatırlar. Bunu, yazın yağmurun bol olması için yaptıklarını söylerler.
Eve getirilen menekşeler, o gün eğlencelere katılamayanlara verilir. Nevruz törenlerine katılamayanlar bu menekşeleri üç defa koklarlar ve üç defa gözlerine sürerler. Menekşe kadar hoş kokacaklarına, gözlerinin de menekşe kadar güzel olacağına inanılır (Dede, 1978).
Eski Yugoslavya’da ve özellikle Makedonya’da Nevruz (Sultan-ı Navrız) kutlamaları yaygındır. Yılbaşının 1/14 Mart tarihlerine rastlar. Bilinen ve uygulanmakta olan bazı âdetlerden birkaçını burada sıralayalım: Ohri ve çevresinde bekâr kızları olan ailede evin dış sokak kapısında bir salıncak kurulur. Bekâr kız, yüzü sokağa bakmak üzere salıncakta üç defa sallanır. Kızın annesi veya yakınlarından birisi bu sallanma sırasında “Kızımız sallanırken, dışarı baktığı gibi, kısmeti de öyle çıksın!” sözünü üç defa tekrarlar. Bu âdetin genç kızların kısmetlerinin açılması için yapıldığı söylenmektedir. Salıncakta sallandıktan sonra, kızın annesi bir yumurtayı ıslatarak ateş üstüne bırakır. Yumurtanın patlaması sırasında çıkaracağı sese göre bilinmeyen damadın dul veya bekâr olacağı tahmini yapılır. Bunun bir benzeri de bayram gecesi yapılır. Ateşe kuru biber atılarak yakılır. Biber ateşte yanarken kızın annesi: “Bu biberin yandığı gibi ergenlerin yürekleri kızım için öyle yansın!” diye üç defa tekrarlar.
Bayram sabahı tanyeri ağardığında kızın bir yakını kızın başına bir kabak koyar. Kabağın bir kenarı dörtgen biçiminde oyulur ve şöyle temennide bulunulur: “Kabağın açıldığı gibi, kızımın da kısmeti açılsın!” denir. Sonra, kabak hızla kapıdan dışarı atılır. Çıkaracağı sese göre henüz bilinmeyen damadın özellikleri tespit edilir.
Bayram sabahı çocuklar, piliç veya civciv olarak nitelendirilen çalı çırpıları toplayarak konu-komşuya götürürler. Ev sahipleri buna karşılık olarak çocuklara çeşitli hediyeler verirler. Çocukların getirmiş oldukları çalı çırpılar ocağa atılarak: “Evimizde çok civciv ve bol bereket olsun!” dileğinde bulunurlar.
Ohri, Üsküp ve çevre köylerde Nevruz kutlamalarında “martufal” veya “martifal” denilen niyet oyunundan söz edilmekte. Öteki Balkan Türkleri arasında böyle martufal çıkarma âdeti sadece Hıdrellez kutlamalarında yapılmaktadır.
Makedonya Türklerinde “Martinka” denilen bir tür âdetten söz edilmekte ki adından da anlaşılacağı gibi bu âdet birlikte yaşadıkları ve Türk kökenli olmayan halkların da bir geleneğidir. Slavlaşmış Bulgarlarda da Bulgaristan’da “Marteniçka” geleneği vardır: bükülü beyaz ve kırmızı yün ya da ipek ipliğinden yapılmış çiçek veya çocuk şeklinde süs eşyaları, 1 Mart günü ailede, dostlar, öğrenciler arasında karşılıklı olarak hediye edilir. Ve 21 Marta kadar, leyleklerin geldiği güne kadar bunlar elbisenin yakasında asılı durur. Hediye edilirken de sağlık, mutluluk dileklerinde bulunulur. 21 Mart günü söz konusu bezekler ağaç dallarına asılır. Çok eski bir âdet olan bu “Marteniçka” olayının araştırılması gerekir.
İkinci bir özellik de Makedonya Türklerinde “Kravay” adı verilen tepsi ekmeğinin Nevruz bayramında hazırlanması, içine de kısmet parası konması âdeti. Böyle bir âdet Bulgaristan Türkleri arasında yoktur, bunu sadece Bulgarlar yapar, bilindiği kadarıyla.
Farklılıklar ne olursa olsun, Nevruz geleneği eski Yugoslavya Türkleri arasında yaygın olan ve hatta yazılı edebiyata da konu olan güzel bir ilkyaz bayramı, bir dilek bayramıdır (Mahmudi, 1976).
Romanya’da Nevruz
Dobruca bölgesinde yaşayan Tatar Türkleri “Nawrez” adı verdikleri Nevruz bayramını daha büyük bir coşkuyla kutlamaktadırlar. Bu günden itibaren günün uzamaya, gecenin de kısalmaya başlaması nedeniyle Nevruz’a “Gün Dönümü” de derler. Çocuklar, ellerindeki büyük ağaç dallarına “akbardak” çiçeklerini bağlayarak grup halinde ev ev dolaşarak Nawrez söylerler. Hediye olarak da, yumurta, mendil, çevre, para vb. toplarlar. Sonra bunları aralarında paylaşırlar (Ülküsal, 1940). Nawrez şiirinden bir örnek verelim.
Nawrez keldi yaz keldi
Ördek geldi, kaz keldi
Kuşlardan avaz keldi
Aza Nawrezim mübarek.
(Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi. 12. Romanya ve Gagauz Türk Edebiyatı)
Nevruz hazırlıkları köylerde bir iki hafta önce başlar. Köy gençlerinden bir grup oluşturulur ve grupta bir yönetici seçilir. Yönetici, kutlama esnasında nasıl hareket edileceğini, kutlama şarkılarını gençlere öğretir. Nevruz günü “Nawrez şeşeği” denilen kardelenlerle süslenmiş özel bir bol dallı ağacı yönetici elinde tutarak, grubun da önünde yürür. Evden eve dolaşarak Nawrezin geldiğini nawriz şarkılarıyla müjdelerler. Söylenen şarkılara karşılık da, yukarıda da belirtildiği gibi, ev sahibi kadınlar birbirinden güzel süslemeli, farklı renkli marama, çevre, oyalı mendil gibi el sanatı işlemeleri kardelenle süslenmiş ağacın dallarına asarlar. Grubun başkanına da dokuz parçanın bir araya getirilmesiyle yapılan “Tokuz” diye adlandırılan çok değerli bir hediyeyi, gruba başkanlık yapan gencin arkasına (sırtına) asarlar.
Nevruz şarkıları, verilen hediyelere, hediyeleri veren kadınların yaşına göre değişik olarak söylenir-gençlerin hediyelerden memnun oldukları veya olmadıkları bu şarkılarla ifade edilir (Mahmut 1977).
Dobruca’da bilinen Nevruz âdetlerinin birçoğu Kırım’da da vardır. Araştırmacılar, bu âdetlerin Dobruca’ya Kırım’dan gelmiş olduğu fikrini ortaya atmaktadırlar.
Gagauzlarda Nevruz
Dobruca’da yaşayan ve Dobruca dışında olan Gagauzlarda da ilkyaz kutlamaları yapılır (Kuzoğlu, 1996). Nevruza “Yortu”, “Yortu Günü” denir. Gagauzların resmî dini Hristiyan-Ortodoks dini olduğu için, ilkyaz kutlamalarının birçoğu da Ortodoks takvimine uyularak yapılır (Kuzoğlu, 1996). Örneğin, ”Todur Günü”, “Lazari Günü”, 1 Martta Marteniçka hediye etme ve iyi dileklerde bulunma gibi âdetler Hristiyan-Ortodoks olan Gagauz Türklerinde de vardır.
Söz konusu farklılıklarla birlikte ilkyaz kutlamalarını Türk kökenli olmayan halklar tarafından da nasıl kutlandığını, bu halkların ne gibi ilkyaz gelenekleri olduğunu, bu geleneklerden hangileri Türklerdeki geleneklerle benzerlik veya farklılık gösterdiğini araştırmak çok yararlı olur, düşüncesindeyim.
Balkan Türklerinin Sultan Nevruza ilişkin bir dizi örf ve âdetleri unutulmaya yüz tutmuş, bunlardan bir takımı genel itibariyle İkinci Dünya Savaşının sonlarına kadar varlığını sürdürebilmiş, geçen yüzyılın ortalarından bu yana ve özellikle Bulgaristan Türkleri arasında ise çok şeyler unutulmuş, daha doğrusu komünist rejim tarafından unutturulmuştur. Günümüze kadar gelebilmiş bazı örf ve âdetlere rastlamamız, inançlarımızın, örf ve âdetlerimizin en ağır koşullarda dahi dayanıklığını göstermektedir.
Osmanlı döneminde Rumeli’de bir bayram olarak bilinen Sultan Nevruz, tarihimiz boyunca çeşitli sembollerle kutlanmıştır. Bu semboller: bereket, dilek, (maddi, manevi kötülük ve hastalıklardan) koruma, şifadır. Evet, Nevruz berekettir, Nevruz sevgidir. İlkyaz, insana yeni umutlar ve mutluluklar getirir.
Nice kutlu Nevruzlara!

Yazının Kaynakları
Dede, A., Batı Trakya Türk Folkloru, Ankara, 1978, s. 123.
Kuroğlu, St., Gagauzlarda İlkyaz Bayramı, Hazırlayanlar: S. Tural, E. Kılıç, Ankara, 1996, s. 261-267.
  • Mahmudi, S., Ohri Türkleri Arasında Görenekler ve Okunan Maniler, Birinci Uluslararası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, C. IV, Ankara, 1976, s. 167.
  • Mahmut, N., Romanya Türklerinde Nevruz Bayramı, Kırım Dergisi, Yıl 5, Sayı-20, 1977,. 24-28.
  • Şenyurt, H. S., Osmanpazarı Türkleri Örf v Adetleri (Gelenekler / Görenekler), Tuna Boyu Dergisi,Sayı 11, 2001, s. 6-8.
  • Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antoloji, 12. Romanya ve Gagauz Türk Edebiyatı, Ankara, 1999, s 60.
  • Ülküsal, M. Dobruca ve Türkler, 1940, s. 161-162.
  • Yenisoy, H. S., Bulgaristan’da Nevruz ve Hıdrellez Gelenekleri, Türkçe Konuşan Devlet ve Topluluklarla Ortak Değerlerimiz, Türkiye’m Vakfı, Ankara, 2001, s. 57-62.
  • Qaynaq: Kırcaali Haber

Genel Kaynaklar









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder