6 Ağustos 2012 Pazartesi

Bulgaristan Doğu Rodop Arda Boyundaki Kenti Kırccali

Bulgaristan Gezi Notları 6
Bulgaristan’ın
Doğu Rodop Dağları Arda Boyundaki Kenti
Kırcaali
Bugün sizlere annem ve babamın sağlığında anlatıpta bitiremedikleri Bulgaristan’ın Kırcaali Kenti ve Mineral Banyolarına yaptığım geziden bansedeceğim.
Bulgaristan’ın Kırcaali kenti hakkında bilgilendirme
Kırcaali Bulgaristan’ın güney-doğu bölgesinin Rodop dağlarının ovasında Arda nehrinin kıyısında, meşe, kayın, gürgen, çam ağaçlarıyla kaplı, oksijen yoğunluğu olan ormanların bulunduğu 80 000 nüfuslu şirin bir kentidir. 3000 yıllık geçmişi bulunan bölge, farklı medeniyetlerin ve kültürlerin beşik noktası olmuştur. Trakların, Antik Yunanlıların, Romalıların, Slavların, Önbulgarların, Bizanslıların ve Türklerin kesişme noktası olmuştur.
Bölgenin kliması, yıl içinde güneşli günlerin çok olduğu, yumuşak ve yağmurlu Akdeniz geçiş iklimidir. Kış ayları nispeten yumuşaktır. Ortalama sıcaklık 00C civarındadır. Yaz ayları sıcak ve güneşlidir. Ortalama sıcaklık 240C dir.
Kırcaali Kentinde Festival ve diğer etkinliklerin yapıldığı park alanı

Demir yoluyla ve kara yoluyla Bulgaristan’ın birçok kentine gitme imkânı bulunmaktadır. Sofya’ya 259, Filibe’ye 90, Haskovo’ya 50, en yakın hudut kapısı Kapitan Andreevo “Edirne-Kapıkule” Edirne’ye ise 135 km uzaklıktadır. Ayrıca, Kırcaali Avrupa Ulaştırma Koridorları programı kapsamında 9. Koridorun geçtiği şeirlerden biridir.
Gezi aracımız Haskovo’nın girişinden ayrılarak Kırcaali yoluna saptık. Yol boyunca Rodop dağların eteklerinde kurulmuş Türk köylerinden geçerken aracımızı selamlayan soydaşlarımıza bizde karşılık verdikçe mutlulukları bizleri de sevindirdi.
Kente girdiğimizde yolların genişliği, ağaçlandırılışı ve yapıların eski dönemden kalmış olduğunu ilk gözlemimdi. Kırcaali Belediye’si den Türk soydaşımız bizi gideceğimiz Ömer Lütfü Kültür Merkezi’ne götürürken yolumuz üzerinde ki bir festival etkinliklerinin arasından geçmek zorunda kaldım. Festivalin ne amaçla yapıldığı bize eşlik eden kardeşime sorduğumda. “Festivali Kırcaali Valiliği ve Bulgar milliyetçi partisi GERB tarafından düzenliğinden bölgede yaşayan Türklerin katılmadığını” Söyledi. Günümüzde de böyle düşünenlerin olması beni üzdü. Böyle etkinliklerin geleceğimizin teminatı gençlerimizi birleştirmek için çok önemlidir. Kısa bir sürede olsa festivali izlediğimde “Kırcaali ilinin 7 ilçesinin yerli halkının yaşayış tarzı ve maddi kültür ürünleri, folkloru, etnografya ve mutfak çeşitliliğinin sergilendi pavyonları, çocukların izleyicilerin önünde yaparak tanıttığı resimleri gördüm. Daha sonra sanede yer alan Kırcaali bölgesinden amatör folklor sanatçıları ve ülkenin başka yerlerinden halk oyunları gruplarını”gördüm. Bulgaristan da asırlardır bir arada yaşayan Türk ve Bulgar gençlerinin birlikte böyle etkinliklerde neden bir arada olması bazı güçler tarafından neden istenmiyor? Bu düşünce yıllarca önce de vardı. Günümüzde de olması endişe verici bir olaydır. Bu şekilde ki düşünceden Bulgaristan Hükümetlerinin acilen çıkmasıyla ülkenin refahı için atılan adım olacaktır.

Kırcaali Ömer Lütfü Derneği
Kırcaali Ömer Lütfü Kültür Derneğinin kapısına geldiğimizde bizleri kapıda karşılayan Dernek Başkanı ve Kırcaali Haber Gazeesi sahibi Müzekki Ahmet Edirne’den getirmiş olduğumuz Kitapları görünce çok memnun oldu. Dernek Merkezinde bizlere dernekle ilgili yapmış oldukları faaliyetlerde “Yaklaşık 150 çocuk ve gencin Yüksel Esen ve Sebahat Ahmet yönetiminde Türk Folklor ekibinde yer aldığını, 50 cıvarında yazarın yazarın ve şairin yazar Duran Ali’nin başkanlığındaki Recep Küpçü Edebiyat Kulübünde faaliyetlerini yürüttükleri” bilgi verdi. Ayrıca, Emekli öğretmenlerin derneğe kitap getirdikleri, Kırcaali Türk Kültür ve Sanat Derneği’nin de desteğiyle yakın gelecekte Türkçe kurslarının açılacağını”n müjdesini verdi.
Grubumuzda birlikte bizlerler beraber olan Edirne’mizin emekli öğretmeni Tayip Yılmaz “Edirne Kırkpınar Yağlı Güreşlerinin 650 yıllık tarihinde ün yapmış 43 başpehlivanın yer aldığı, Tarihi Edirne Kırkpınar Başpehlivanları” adlı fotoğraf tablosu ile Edirne’nin Köprüleri broşürünü” Müzekki Ahmet’e hediye ederek birçok noktada birleşen tarihin unutulmaması gerektiğini ifade etti.
Kırcaali Pazarı
Dernek binasından ayrılarak Kırcaali kentini gezmeye başadık. Şehrin merkezinde kapalı Pazar yerini gezdik çok güzel bir yapıydı.
Kırcı Ali’nin Mezarı ve Cami
Kırcaali merkezindeki camiye gittik Camiinin bahçesinde kırcaali kentine ismini veren Kırcı Ali’nin mezarı bulunuyordu. Camide öğle namazını bekleyen cemaate sorduğumuzda, “1360–1389 yıllarında Sultan Murad döneminde, Buhara veya Konya vilayetlerinde bulunan İskele kasabasından Kırca Ali adlı alperan komutasında yapılan savaşta şehit düştüğünü, adınında bu kente isminin verildiği” söylendi.
Dikkatimi çeken önemli konuda, Bulgaristan’da Müslümanların ibadet yerleri olan camilerin etrafına binalar yapılarak görüntülerinin önlenmesiydi. Kiliseler ise etrafında ki binalar bulunmuyordu.
Kırcaali Müze Director Pavel Petkov, “Kırcaali bölgesel tarih müzesi faaliyetini Güney Bulgaristan’ın Doğu Rodoplarında gerçekleştirmektedir. Bu müze, bölgenin tarihi anılarını taşıyan kültürel değerlerini incelemke, korumak ve yayınlamak için 1965 yılında kurulduğunu, genel fonu 19’u tarih öncesi, 122’si antik ve 37’si orta çağdan olan yaklaşık 37 000 numune içerdiğini, kayıtlı kültür abidelerinin 30’u milli değer taşıdığını” söyledi.

Kırcaali Şehrini ikiye bölen Arda Nehri ve Baraj

Kış aylarında Edirne’mizde korkuyla izlediğimiz nehirlerimizin yükseldiği suların geldiği Kırcaali kentini ikiye bölen Arda nehrinin üzerinde bulunan baraja gittik.
Arda Nehri üzerindeki Barajın üzerindeki Lokantalar
Barajın kenarında dubalar üzerine kurulmuş lokantada öğle yemeğimizi yedik. Yetiştirilen balıklıkları müşterilerin önünde, parçalanıp anında pişirilip, müşterilere sunulması çok güzel bir olaydı.
Öğle Yemeğimizi yediğimiz sırada gerçek hayatta “Recep ile Zeynep”in arasında yaşanan bir olayı anlatan “Arda Boyları Türküsü”nü hatırladım.
Arda Boyları Türküsü
Arda boylarında kırmızı erik
Halime'nin ardında onyedi belik
Ah annecim ah annecim yaktın ya ben
Bu genç yaşta denizlere attın ya beni
Aliverin feracemi annecim diksin
O gıymatlı İsmail'e kendisi gitsin
Uyan uyan Ereceb'im senin olayım
Ardalar aldı ya nerde bulayım
Arda Boylarına ben kendim gittim
Dalgalar vurdukça can teslim ettim
Ah annecim ah annecim yaktın ya ben
Bu genç yaşta denizlere attin ya beni
Öğlen yemeğimizi yedikten sonra Haskovo’ya hareket ettik.

Kırcaali Haskovo arasında bulunan Minarel banyolar
Kırcaali ile Haskovo arasında tabiat ana Rodoplar’ın kuzeyindeki Ayıdağ’ın eteklerinde sıcak kaplıca sularının insanların bazı hastalıklarına derman veren mineral banyolara uğradık. Annem ve babamın devamlı anlattıkları banyolardı. Bu şifalı sular uygarlığın her döneminde insanları buraya celbetmiş buranın adı da değişik insanların dilinde hep kaplıca köyü olarak adlandırılmış.
Bölgenin ormanları meşe, kayın, gürgen ve çam ağaçlarıyla kaplı, oksijen yoğunluğu olan kaplıcalar solunum sorunu olanlar için de şifa merkezi “Mineraini Bani Köyü” dört mevsim ayrı güzelliğe sahipti. Bölgede kayda değer gezilecek yerler ise “Şaraphane”, “Meryem Ana’nın Ayak İzi” ve “Kale”dir. [Mineral banyolarla ilgili geniş bilgileri ayrı bir yazımda sunacağım]
Şunuda söylemeden geçemeyeceğim. Gitmiş olduğumuz bölgenin yüksek bir yerinden annem ve babamın söylediği bir söz vardı. “Sabahları güneş doğarken bazı günlerde Edirne Selimie Camisinin göründüğüydü”
Bir günlükte olsa gezmiş olduğum yerleri anlatmak günlerce sürer. Bu yerleri anlatmak değil oralarda yaşamak gerekir. Böyle bir yerleri nasıl bırakamışız. Fırsat bulursanız sizlerinde gitmesinin dileğinde bulunarak yazıma son veriyorum. Kırcaali’de beni bilgilendiren Kırcaali Haber Gezetesi personoli’ne huzurunuzda teşekkür ederim.
Başka bir gezide bulunmak üzere hoşça kalın.
Kaynaklar
Arda Boylarında Kırmızı Erik, Nihat Kaya Rumeli, TRT Repertuvarında yöre olarak Trakya, Kaynak kişi olarak Çanakkale, Boynan Köyü Kadınları olarak yer almaktadır. 21.06.1968 yılında Serpil, Nihat Kaya tarafından derlenmiştir. Rept. No: 1826. www.turkudostlari.net
http://www.kardjali.bg/
http://www.balkanincileri.gen.tr/
http:www.gezikolik.com/
http:www.kircaalihaber.com/

5 Ağustos 2012 Pazar

Edirne'ye Komşusu kent Yunanistan'ın Gümülcine ve Dedeağaç

Yunanistan Gezi Notları 5
 Komşu Kapı
Yunanistanın
Gümülcine ve Dedeağaç
Bugün sizlere Edirne kentimize sınırı olan Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesinin şirin kentlerinden Gümülcine (Komotini0/ Yunanca: Κομοτηνή) ve Dedeağaç (Alexandroupolis/ Yunanca:  Αλεξανδρούπολη) şehirlerine yapmış olduğum gezi edindiğim bilgileri paylaşacağım.
Dedeağaç'ta Anfi Tiyatro

Gitmiş olduğumuz şehirler hakkında genel bilgiler
İlk olarak gitmiş olduğum Gümülcine (Komotinio) Yunanistan'ın Trakya bölgesinde (Batı Trakya),  Rodopi (Rodop)  ilinin (nomos) merkezi ve önemli miktarda bir Türk nüfusun yaşadığı bir şehirdir. Şehrin 2001 toplam nüfusu 43362'dir. Yüzölçümü: 288,5 km2dir. Gümülcine isminin bulunduğu bölgeye 27 km uzaklıkta ki dağlarda bulanan şap madeni bölgesine ilk yerleşen insanlardan olan kömürcü nine'den geldiği sanılmaktadır. Gümülcine 1361 yılında Osmanlı topraklarına katılmış, nüfusu güçlendirmek için özellikle Konya yöresinden, Karaman’dan Türkmenler bu bölgeye yerleştirilmiş. 1913 yılında Bükreş Antlaşması ile Bulgaristan'a bırakılmış, 1920 yılında imzalanan San Remo Antlaşması sonucunda ise tüm Batı Trakya ile birlikte Yunanistan'a dâhil edilmiştir. 1920 yılı itibariyle nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan Türkler, bugün Gümülcine nüfusunun yaklaşık yüzde 40'ını oluşturmaktadır.
Gümülcine Türk Gençler Birliği Spor Kulübünün Tabelası

Gümülcine de faaliyet gösteren ve kapısındaki tabelasını kaldırılmış ve iç giriş bölümüne konmuş olduğu gördüm ve bahçede çayımızı Türk dostlarımla içerken Yunanistan’da ki Türklerin sorunlarını anlattılar. Konuşmalar esnasında şu öğrendim. Bugüne kadar görsel ve yazılı basından öğrendiklerimin tam tersini işittim. Bizlerin burada yaşayan soydaşlarımıza mutla sahip çıkıp onların sorunlarına ortak olmalıyız. Onların haklarının kazanılmasında da bizler onlara yardımcı olalım.
Gümülcine'de Türklerin Oturduğu Mahalle'nin Sokakları

Gümülcine’nin Türklerin çoğunlukta olduğu mahalleleri gezerken evlerin tek kat üzerine avlulu, kaloriferli, bembeyaz badanalıydı. Türklere birden fazla kat yapmaları ve onarım yapmalarının yasak olduğunu öğrendim. Okullarda çocuklar hem Türkçe hem Yunanca öğrendiklerini, mahalle bakkallarında genelde Türk malları satıldığı ve evlerdeki TV çanakları Türkiye’ye doğru çevrilmesi beni çok memnun etti.
Gümülcine’ye gidildiğinde, Batı Trakya Türkleri açısından özel bir önemi olan 1995 yılında şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybeden Doktor Sadık Ahmet’in mezarına mutlaka gidip bir Fatiha okumadan geçemezdim. Beni Gümülcine de görmem gereken yerleri gezdirirken bilgi veren arkadaşım Hüseyin Mustafa’ya çok teşekkür ederim.
Ulaşım: Edirne-Gümücine arası 2 saat 33 dakika 191 km E85 ve Egnatia Odos/191,0 km - E85 ve Egnatia Odos/Εγνατία Οδός/A2/E90
Edirne'den Yunanistan'ın Dedeağaç ve Gümülcine Kentine ulaşım
 
Aynı gün ikinci olarak gittiğim Dedeağaç (Aleksandropolis (Αλεξανδρούπολη 1974'e kadar Katharevousa, Bulgarca Дедеагач) Yunanistan'da Batı Trakya'da Evros İlinde (nomos)  bir liman kenti olup aynı zamanda bu ilin merkezidir. 2001 nüfusu 48.885'dir. Yüz ölçümü 642,2 km2 dir.
Evros (Meriç Nehri) bölgesinin en büyük şehridir. Genel olarak Batı Trakyalı Türkün yaşadığı, 2001 yılındaki nüfus verilerine göre kentte 40.439 Türk'ün bulunduğu belirtilmiştir.
Edirne İpsala Gümrük Kapısından 30 dakika 40 km uzaklıkta yer alan yerleşim biriminde küçük bir havaalanı ve bir sağlık bilimleri fakültesi bulunur. Liman şehri olması sebebi ile yaz aylarında az da olsa turist alır. Üniversite şehri olması nedeniyle nüfusun önemli bir kısmı öğrencilerden oluşmasıyla Edirne kentimize benzemektedir.
Kentin en işlek caddesi "Dimokratias"dır. Cadde üzerinde birçok cafe, banka ve alışveriş dükkânı bulunmaktadır, ancak bunların çalışma saatleri oldukça ilginçtir, Sabah 09,00 – 13,00 arası öğleden sonra da 17–18 saatleri arası açık olduğu, geri kalan zamanlarda ve hafta sonları her yer kapalıdır. Aynı durum benzin istasyonları için de geçerlidir. Dedeağaç şirin ve sade dekorlu, lezzetli mönüleriyle balık restoranları mevcuttur, fiyatı da Yunanistan geneline kıyasla oldukça uygundur, meydandaki restoranda Türkçe mönü seçeneği bulabilirsiniz. Şunu da unutulmamalıdır Yunanistan’ın hangi kentine giderseniz gidin mutlaka pazarlık yapın ve fiyatlarda ki indirimi sağlarsınız.
Ulaşım: Edirne-Dedeağaç 2 saat 6 dakika 141 km 141,8 km - E85
Gümülcine'de ki Tarihi Saat kulesi

Batı Trakya Türklerinden biraz olsun bahsedeyim.
Günümüzde, Yunanistan sınırları içindeki Batı Trakya bölgesinde yaşayan ve Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi çerçevesinin dışında tutulmuş Türk Müslüman toplumu için ve bu toplum ile doğrudan bağları mevcut Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının memleketlerini ve/veya kökenlerini ifade etmek için kullanılan tanımdır.
Bölgede yaşayan Batı Trakya Türkleri'nin kökeni Osmanlı fetihleri ile bölgeye Anadolu’dan yerleştirilen kökeni Oğuzlar’a dayanan Türkmenlerdir. Batı Trakya, Osmanlı Devleti tarafından 1363 yılında fethedilişinden ve bölgeye Türklerin yerleşmeye başlamasının ardından 1913 yılında I. Balkan Savaşı ile Bulgaristan’a geçene kadar 549 yıl Osmanlı yönetiminde kalmıştır.
Bölgeye 1357–1359 yılları arasından Anadolu’dan Türk göçleri yoğun bir şekilde gerçekleşmiştir. 1360 yılına ait belgelerde bu bölgede Türkçe adlar taşıyan birçok köy ve çiftliğin kurulmuş olduğu görülmektedir.
Anadolu’da Yunanlıların yenilgiye uğratılmasının ardından bölgede Yunanlılara karşı akınlar ve baskınlar 1923 yılının Temmuz ayına kadar sürmüştür. Ankara hükümeti tarafından 24 Temmuz 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması na giden Türk heyetine verilen direktifte Batı Trakya'nın geleceğinin plebisit ile belirlenmesine çalışılması idi fakat Lozan Antlaşması ile Batı Trakya Yunanistan’a bırakıldı. Lozan Barış Antlaşmasına göre Batı Trakya Türkleri milli değil, dini azınlık statüsündedirler. Antlaşmaya göre adlandırılmaları Müslüman azınlıktır.
1923 yılında 191,699 olan Batı Trakya nüfusunun 129,120 si Türk (%67), 33,910 u Yunan (%18), 28,669’u Bulgar geri kalan nüfusu ise az bir Ermeni ve Yahudi topluluğu oluşturmaktaydı
1924 yılında Türkiye'den Yunanistana ,
Yunanistan'dan Türkiye'ye gelen Mubadiller
Dedeağaç'ta Buluştular

Batı Trakya’daki nüfusun büyük çoğunluğunu Türklerin oluşturması nedeniyle Batı Trakya Türkleri 1923–1924 Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesinden muaf tutulmuşlar ancak Lozandaki görüşmelerde, Mestan Karasu Nehri ile Meriç Nehri arası Batı Trakya olarak kabul edildiğinden, Mesta ile Ustruma Nehirleri arasında kalan Kavala, Drama, Serez bölgelerindeki Türkler mübadeleye tabi olmuşlar ve Türkiye'ye gelmek zorunda kalmışlardır.
Fanatik Yunanlılar tarafından defalarca tarip edilen
Türk Mezarı çimentoyla kaplanmış durumu

Batı Trakya Türklerinin nüfus yapısı üzerinde büyük darbe oluşturmuş özel bir etken Yunanistan hükümetinin bu ülkenin vatandaşlık yasası metninde 1955–1998 yılları arasında muhafaza ettiği ve insan haklarına temelden aykırılık oluşturan "Madde 19" olmuştur. Bu madde kapsamında Yunan hükümetinin "etnik açıdan" Yunan olmayan Yunanistan vatandaşlarının vatandaşlığını feshetme hakkı baki kalmış ve Batı Trakyalı veya Oniki Adalı Türkler, ata topraklarına bağ oluşturan vatandaşlık haklarını bu madde kapsamında kaybetmiştir. Bu yasa 1998'de geriye doğru telafi imkânı sağlanmaksızın yürürlükten kaldırılmıştır.
Gümülcine Türk Gençler Birliği Spor Kulübü Bahçesi  

Balkanlarda Türklerin Yaşadığı İnsan Hakları İhlalleri
Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’dan çekilişiyle birlikte geride önemli sayıda Türk-Müslüman bir nüfus kitlesi kalmıştı. 14. yüzyılın 2. yarısından itibaren Anadolu’dan Balkanlar’a gerçekleşen göç olgusu; 19. yüzyılla birlikte ters yönde bir rota izlemiştir. Osmanlı Devleti’nin bölgeyi yönetim felsefesini oluşturan hoşgörü, kardeşlik, eşitlik gibi kavramlar İmparatorluğun gerileme dönemiyle birlikte ortadan kalkmış; Balkanlar etnik bir kazana dönüşmüştü. Yaşanan savaşların ve trajedilerin kurbanı ise, genellikle Türkler ve Müslümanlar olmuştur.
1995 yılında ölen Dr. Sadık Ahmet'in Mezarı

Yapmış olduğum kıza bir gezide tanıştığım Türklerle bulunduğum süre içersinde Balkanlar ve Batı Trakya da yaşayan Türklerin sorunlarını bana anlattıklarını yazmaya kalksam satırlar almaz. Ben sadece sizlere bir bölümünü anlatmış oldum. Belki ileride şu anda anlatamadığım konulara değinebilirim.
Bana Gümülcine’de bulunduğum sırada yöreyi gezdiren ve vermiş bilgilerle bilmediğim konularda beni aydınlatan Gümülcine’li Hüseyin Mustafa’ya huzurunuzda teşekkür ederim.
Bundan sonra yapacağım geziyle edindiğim bilgileri sizlerle paylaşmak üzere hoşça kalın.
Not: Bazı bilgileri aşağıdaki kaynaklardan almış bulunmaktayım.
Kaynaklar
Fotoğraflar tarafımdan çekilmiştir. “Burhan Aytekin”
http://tr.wikipedia.org/wiki/Bat%C4%B1_Trakya_T%C3%BCrkleri#cite_note-8
http://www.batitrakya.org/component/content/article/29-kader-ozlem/339-balkanlarda-turklerin-yasadigi-insan-haklari-ihlalleri.html
http://www.batitrakya.org/component/content/article/29-kader-ozlem/339-balkanlarda-turklerin-yasadigi-insan-haklari-ihlalleri.html
http://www.mfa.gov.tr/bati-trakya-turk-azinligi.tr.mfa

4 Ağustos 2012 Cumartesi

UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası Listesindeki İki Kent


Bulgaristan Gezi Notları 4
UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesindeki
Bulgaristan Burgaz Nessebar
ve
Türkiye Edirne Selimiye Camisi
Bu iki kentte yaşamak ayrıcalıktır
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı’nın UNESCOnun 17. Genel Kurulunda16 Kasım 1972 tarihinde “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” kabul edilmesiyle, sözleşmeye göre, dünyada evrensel seçkin değer taşıyan ve otantikliği ile bütünlüğü koruyan kültürel ve doğal varlıklar “Dünya Mirası” sayılır.
“Dünya Mirası Listesi” adını taşıyan bir listeye girmeyi başaran yerler, dünya çapında statü, saygınlık, turistik çekicilik, kaynak ve teknik yardım imkânı elde ediyor. Üye ülkeler ise, bunun kararlılığında sözkonusu miras alanlarının “otantikliğini ve bütünselliğini” bir Yönetim Planı çerçevesinde korumak üzere gerekli idari önemleri alma yükümlülüğünü üstlenir.
Bulgaristan'ın Burgaz Kentinde bulunan Essebarın görünüşü

Bugün sizlere UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesindeki Edirne ilimizin incisi Selimiye Camisi ve Avrupa’nın 3000 yıllık kenti Bulgaristan’ın Burgaz ilinin ilçesi Nessebar’dan bahsedeceğim.
Nessebar ilçesi Burgaz körfezinin kuzey şeridi boyunca yayılarak tüm yarımada Yeni Nessebar ve Eski Nessebar olarak ayrılmış.
Bulgaristan’ın Nessebar Antik Kentine ülkemizden ulaşım Nasıl oluyor: Edirne-Bulgaristan Burgaz kentleri arası, 2 saat 41 dakika, 167 km, D535 ve 79 numaralı rota gidilir.
Nessebar’a Nasıl Gidildiği Gösterir Harita
Nessebar’ın Tarihsel Gelişimi
Nessebar Bulgaristan’ın Burgaz ilinin Karadeniz kıyısında bir yarımada üzerinde kurulmuş, Avrupa’nın bu bölgede yaşayan eski Hint-Avrupa insanları, Trak yerleşim yeridir.
MS II. Yüzyılda kurulan Mesabria antik Trakya yerleşim adını aldı. VI. Yüzyılda Dorian yerleşimcileri tarafından Yunan kolonisi oldu. Bu dönemde ismi Mesambria denilen Karadeniz ticaret için Apollon şehre bir rakip oldu. Bir tiyatro ve Yunan Apollon tapınağı vardır. III. Yüzyılda pirinç ve gümüş para bastılar. Romalılar tarafından işgal edildi. Romalılar döneminde ikinci planda kaldı. VI. ve III. yüzyıldan itibaren önemini kazanmaya başlayan kent piskoposluk merkezi olarak Bizanslıların deniz üssü oldu. XI. Yüzyıldan günümüze Slav ismi Messebar veya Nessebar orijinal adı Mesambria ile birlikte söylenmeye başladı. İkinci Bulgar krallığı döneminde şehrin yönetimi Bulgarlar ve Bizanslıların elindeydi. Bulgar devletinin önemli bir merkezi biri durumuna gelen kent zirveye Kral İskender döneminde yükseldi. Savoy Amedei VI. Liderliğindeki Haçlılar 1366 yılında şehri ele geçirip Bizanslılara verdiler. 1371 yılında Osmanlılar tarafından alınan kent önemli bir liman olarak önemini korudu. Gemiler inşa edilerek bir ihracat limanı durumuna getirildi. 1956 yılında kent mimari ve arkeolojik rezerv ilan edildi.
Nessebar Yerleşim Haritası
Nessebar antik kentinin UNESCO’ya listesine girişi
Nessebar antik kenti 1983 UNESCO listesine girdi. Sokakların dar olması sebebiyle araçların girmesine yasak edildi. Araçlar için şehrin girişinde büyük bir otopark yapıldı. Sokakları Arnavut kaldırımlarıyla ve evlerin çoğunluğu 200–300 yıl öncesinin mimarisiyle yapılmış ahşap evlerden oluşmaktadır. Yeni yerleşim bölgesinde plajları 4 km civarındadır. Yarımadanın kuzey ve güneyinde Karadeniz kıyısının en iyi kumu olan plajları uzanır. Kent UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine girişinden sonra yapılan çalışmalarla sonucunda gelen turistlerin sayesinde halkın geliri yükselmiştir.
Bulgaristan Nessebar Sokakları
Kentte XIX. Yüzyıldan kalma çok sayıda bakımlı Ortaçağ “Apollo, Akropol, Agora Stra Mitropolia Bazilikası Tapınağı” kilisesiyle km2 ye göre en fazla Kilisesi olan yerleşim özelliğinde tipik Ortaçağdan kalma bir kale görünümündedir.
Bulgaristan’ın Burgaz Kentinde ki Nessebar antik kentini gördükten sonra, Edirne İlimizin sembolü olan Selimiye Camisi ve Külliyesi’nin UNESCO’nun 29 Haziran 2011 tarihinde Paris’te yapılan 15. Oturumunda, “Eserdeki üstün başarı ve kentte kattığı değerle birlikte mimarlığa bağlılığı da simgelemesi” nedeniyle Kültürel dalda UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne girmesi benim gibi bu kentte yaşayanları sevindirmişti.

Edirne Selimiye Camisi
Edirne Selimiye Camisi ve Külliyesi’nin UNESCO’ya girişi ilk günlerde değeri çok anlaşılamayan bir olguydu. Selimiye Camisi ve Külliyesinin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmesiyle ilgili çalışmaları öğrenmek istedim ve öğrendiğim bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

UNESCO Dünya Mirası Edirne Selimiye Camii Külliyesi Alan Yönetim Başkanı Prof. Dr. Nevzat İlhan’dan aldığım bilgiler aşağıdadır.
Prof. Dr. Nevzat İlhan
Nessebar 1984 Dünya Mirası Listesine kabul edildi. Orta Bizans dönemi yapıları ağırlıklı bir kente ismini veren ada, kale içinde Osmanlı sivil mimarisinden örnekler bulunur. Birçok yenileme ve ahşap kaplama çalışmaları yapılmıştır. Tarihi çevre korunmuştur.
Edirne Selimiye Camisi ve Külliyesi çok yenidir. Bir yıl içinde 40 Hektarlık alan için projeler onaylandı. Çeşitli aktörler bu projeleri sahiplenmelidir. Konuya ana sahibi Kültür Bakanlığıdır. İmkânı, teknik elamanı, deneyimi ve sponsorları vardır.
Mekânı gezerken beş altı dilde bilgi veren budiotape sistemi kurulmalıdır.
Kent tarihi içinde dünya mirası Selimiye Camiinin yeri Arasta Çarşısı önündeki meydanda ışı ve ses gösterisi olarak yerli ve yabancı konuklara sunulmalıdır.
Edirne tarihi bu tarihin içinde Eski Cami, Üç Şerefeli Cami, Bedesten Çarşısı, Arasta çarşısı, Makedon Kulesi benzeri yerler Selimiye Camisi ve Mimar Sinan’a bağlanarak gün içersinde aralıklarla anlatılmalıdır.
  • 40 hektarlık koruma alanında 650 parsellik 6 No’lu bölge [Hafızoğlu Konağı arkasında ki Karanfiloğlu Caddesi] rehabilite edilmeli. Bu mekânda sanatçılar merkezi, Kültür Merkezi, Etkileşim Merkezi olarak bir antipod oluşturulması.
  • Vakıflar Bölge Müdürlüğü yapıların korunmasında, restorasyonu, rölevesini yükümlemeli.
  • Kalkınma Ajansı fonlarından yararlanılmalıdır.
  • Dinayet işleri ve Müftülük bu yapıları, ibadete açık, temiz, aydınlık, güvenli tutmalı, satıcıların tasarrufundan kurtarmalıdır.
Sponsorların yapmış olduğu yardımları matrahtan değil, vergiden düşülmelidir.
Ülkemizde üç Tarihi Dünya Mirası vardır.
  1. Divriği Darüşşifa ve Ulu Cami
  2. Safranbolu Evleri,
  3. Edirne Selimiye Camisi
  • Bürokratik işlemler en aza indirilmelidir.
  • Projeler üstlenilmelidir.
  • Edirne Kent halkı konuya sahip çıkmalıdır.
  • Ulusal ve uluslararası tanıtım malzemeleri gereklidir.” dedi.
Sonuç olarak:
  • Tarihten geleceğe kültürel sürekliliğin önemini ve kent kimliğini sergileyen “Edirne Kent Müzesi”nin açılması.
  • Mahalle Kültürümüzün olgusunun geçmişten geleceğe aktarılması sağlamalıyız.
  • Başta Selimiye çevresinde bulunan tarihi yapıları ve daha sonrada kentimizde bulunan diğer yapılarında sanatsal özünden esinlenerek onarımların yapılması. Edirne kentimizin tanıtımında yarlı olacağı kanısındayım. Ben inanıyorum ki bu konuda kısa sürede konuyla ilgili kurumlar başarılı olacaklardır. Şimdiden başarılar dilerim.
  • Konuyla ilgili olarak açıklamalarda bulunan, UNESCO Dünya Mirası Edirne Selimiye Camii Külliyesi Alan Yönetim Başkanı Prof. Dr. Nevzat İlhan, Edirne Vakıflar Bölge Müdürü Hayati Binler’e teşekkür ederim.
  • Bulgaristan’ın Burgaz Kenti ve Nessebar yerleşim yerini sizleri tanıtabildiysem ne mutlu bana. Başka bir konuda buluşmak üzere hoşça kalın.

3 Ağustos 2012 Cuma

Batı Trakya'da Resmi Tarih Anlatımına Tepki

Batı Trakya’da Resmi Tarih Anlatımına Tepki
Batı Trakya Türk Azınlığı, Yunan devlet okullarında okutulan ders kitaplarında Türklerle ilgili yer alan “düşmanca” anlatımların kaldırılmasını istedi.
Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu tarafından Eğitim, Yaşam Boyu Öğrenim ve Din İşleri Bakanlığı’na gönderilen mektupta, Yunan okullarında altıncı sınıf tarih kitaplarında yer alan Türklerle ilgili “düşmanca” anlatımların, Yunanlı olmayanlara karşı olumsuz duygular oluşmasına ve çocukların psikolojisini bozarak ayırımcı duygularla yetişmelerine neden olduğu vurgulandı.
Danışma Kurulu, Yunan okullarında okutulan tarih kitaplarında “Türkler İzmir’e girdi. Yunan ve Ermeni mahallerini ateşe verirken, Metropolit Hrisostomos Müslüman kalabalığa teslim edildi ve öldürüldü. Felaket, Hristiyanların kıyımı ve yağmalamalarla tamamlandı. Bu, bölgede asırlarca süren Yunan varlığının dramatik sonu oldu” şeklindeki ifadelerin, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkileri de olumsuz etkilediğine dikkati çekti.
Kurul, tarih kitaplarındaki nefret içeren önyargılı deyimlerin Türk ve Yunan eğitimcilerden oluşacak bir komisyon tarafından incelenerek arındırılması istedi.
Yunan tarihinin devlet okullarında ve azınlık okullarında farklı ifadelerle anlatıldığına dikkat çeken mektupta, bu durumun Batı Trakya’da yaşayan iki farklı unsurun birbirine bakışlarını ve gelişimlerini olumsuz etkilediği vurgulandı ve şöyle denildi:
“Batı Trakya Türkleri olarak, bizler, tarih kitaplarının nefret içerikli söylemlerden, önyargılardan arındırılması taraftarıyız. Çünkü bu tür ifadeler, dostluk ve dayanışma değerleriyle bağdaşmamakta, sistematik bir şekilde önyargılı bir toplum yaratmakta ve ülkemizde örneklerinin son dönemde sıklıkla görüldüğü gibi, aşırı görüş ve çevrelerin toplumda destek bulmasına zemin hazırlamaktadır. Bizler, gençlerin düşmanca duygularla değil, barış ve sevgi ortamında, komşusunun dost olduğunu bilerek güven içinde yetişmesini istiyoruz.”
Yeni tarih kitabının içeriği değişti mi?
Yunanistan Eğitim Bakanlığı, kısa bir süre önce ilkokul altıncı sınıflarda okutulmak üzere yeni bir kitap hazırlandığını açıklamıştı. Bakanlık açıklamasında, “Yeni ve çağdaş dünyanın tarihi” adlı kitabın yeni eğitim yılından itibaren devlet okullarına dağıtılacağı belirtilmiş, Yunan medyasında çıkan haberlerde ise yeni tarih kitabında da Türkler aleyhinde olumsuz ifadelere yer verildiği iddia edilmişti.
Eğitim Bakanlığı 2006′da, tarih kitaplarında Osmanlı yönetimi ve Türkler hakkında daha yumuşak ifadelerin kullanıldığı yeni bir tarih kitabı hazırlamıştı. Ancak bu kitap kilisenin ve ülkedeki aşırı milliyetçi kesimlerin tepkisi nedeniyle sadece bir yıl okutulabilmişti.
Kaynak http://www.batitrakyahaber.net/

2 Ağustos 2012 Perşembe

Ay Takvimine Göre Çalışan Saat

Dünyanın Ay Takvimine Göre Çalışan Tek Saati
Bosna Hersek’in Başkenti Saraybosna’nın En Eski Yapılarından, Kentin Sembollerinden Tarihi Saat Kulesi, Geçmişte Olduğu Gibi Ramazanda İftar Vaktini Bildirmeye Devam Ediyor Ay Takvimine Göre Çalışan Tek Saat Olmasıyla Dikkati Çeken “sahat Kula”, Güneş Tam Battığında Saat 12.00′yi Gösteriyor.
Saatin 12′Yİ göstermesiyle kandillerin yandığı camiler, günün bittiğini ve iftar vaktinin geldiğini haber veriyor
Saraybosna, 1 Ağustos 12 (T.A.K): Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’nın en eski yapılarından olan ve kentin sembolleri arasında yer alan tarihi saat kulesi, geçmişte olduğu gibi ramazanda iftar vaktini bildirmeye devam ediyor.
Ay takvimine göre çalışan tek saat olmasıyla dikkati çeken ve Boşnakların “Sahat Kula” veya “A la Turca” dedikleri saat kulesi, güneş tam battığında saat 12.00′yi gösteriyor. Saatin 12′yi göstermesiyle kandillerin yandığı camiler, günün bittiğini ve iftar vaktinin geldiğini haber veriyor.
Osmanlı döneminin en büyük Boşnak hayırseverlerinden biri olan Gazi Hüsrev Bey’in (1480–1541) talimatıyla yaptırılan kulenin tam olarak kaç yılında inşa edildiği bilinmiyor.
Yapıldıktan sonra birçok kez tadilat gören kuleye, 1762 yılında Saraybosnalı tüccarlar Haşimaga Gloco ve Mehaga Hacikapetanoviç’in Londra’dan getirdikleri, akrep, yelkovan ve rakamları altın kaplama olan saat takıldı. Eski “Türk saati” ise önce merkezdeki Vratnik’teki tahta saat kulesine, daha sonra da Vratnik Camisi’ne verildi.
Saat kulesi, ay takvimine göre çalışıyor ve namaz vakitlerini bildiriyor. Ay takvimine göre gün, akşam namazı vaktinde bitiyor. Kuledeki saat 12.00′yi gösterdiği zaman, Gazi Hüsrev Bey Camisi’nin kandilleri yanıyor. Ramazan ayında kandillerin yanması ve Vratnik Tabyası’ndaki topun patlaması, iftar vaktinin geldiğini haber veriyor.
45 yıldır muvakkitlik yapıyor
Kurulduğu günden bu yana kuledeki saati ayarlayan muvakkitler, saatin kusursuz çalışması ve zamanı tam olarak göstermesi için bugün de titizlikte çalışıyor.
Saraybosna’daki tarihi saat kulesinde 45 yıldır muvakkitlik yapan Mensur Zlatar, görevi Saraybosna’nın emektar muvakkati Salin Efendi Hacıhuseynoviç’ten 1967 yılında devraldığını söyledi.
Saati haftada bir kez kurduğunu belirten Zlatar, “Bu saati 1967 yılından beri kuruyorum. 1967′e kadar ise muvakkit yardımcısı olarak çalıştım. Bu saat güneş tam battığı zaman 12.00′yi gösteriyor. Güneş her gün farklı zamanda batıyor. Eğer her gün bir dakika önce batıyorsa saati bir haftalığına kuruyorum. Yani bir hafta boyunca bir daha kurmama gerek yok. Ama eğer vakit değişmesi ikişer dakikaysa o zaman saatin doğru olması için daha sık çıkmam gerekiyor” diye konuştu.
Saat kulesinin geçmişte önemli bir hizmet yaptığını, modern saatlerin çoğalması ve teknolojinin hızla gelişmesiyle artık eski işlevini yitirdiğini söyleyen Zlatar, kendi yaptığı işin de “sembolik” olduğunu söyledi.
Eskiden muvakkitlik görevinin çok önemli olduğunu ifade eden Zlatar, şunları kaydetti:
“Önceden ramazan ayında saat kulesinin akşam namazı vaktini göstermesi en önemli şeydi. O zaman Gazi Hüsrev Bey Camisi’ndeki kandiller yakılır, diğer camiler de bu kandilleri görüp kandillerini yakardı. Son birkaç senedir iftar topu da atılıyor. Artık camiler Saat Kula’yı beklemiyorlar bile. Önceden çok fazla saat yoktu. Şimdi özel uçak sahibi kişilerin sayısı, o zaman saati olanların sayısından fazla.”
Saraybosna’nın tarihi saat kulesi, her ne kadar eski işlevini kaybetse de yine kente gelenlerin ziyaret ettiği gözde mekânlar arasında yer alıyor.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Yunanistan'ın Nüfusu 10 Milyonun Altına Düştü

Yunanistan´ın nüfusu İstanbul’dan az
Yunanistan´da nüfus son on yılda 1 milyon azaldı. Yunanistan´da kayıtlı toplam nüfus, 10 milyonun altına düştü.
Yunanistan´da nüfus son on yılda 1 milyon azaldı. Yunanistan´da kayıtlı toplam nüfus, 10 milyonun altına düştü. İstanbul nüfusu ile 2 milyon farka sahip Yunanistan böylece farkı 3 milyona çıkarmış oldu.
Yunanistan İstatistik Kurumu (ELSTAT) tarafından yayımlanan 10-24 Mayıs 2011 tarihlerinde yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre, yerel yönetimlere kayıtlı nüfus 9 milyon 903 bin 268´e geriledi.
Ülkede 2001 yılında yapılan sayımda toplam nüfus 10 milyon 787 bin 690 olarak belirlenmiş, AB de 1 Ocak 2011´de Yunanistan´ın nüfusunun 11 milyon 329 bin 600 olduğunu tahmin etmişti.
Nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu bölgenin ise 750 bin 982 kişinin yaşadığı Attika bölgesinin merkezi olduğu belirlendi.
İstanbul nüfusu 2011 yılında 13 milyon 624 bin 240 olarak belirlenmişti.